Spread the love

Uyanığım. Yine. Bir şeyler düşündüğümde, isimsiz bir yargı beni meşgul ediyor.

Ay, şehir üzerinde solgun bir tanık gibi asılı duruyor.
Aşağıda sokak lambaları dolaşıyor — yol göstermiyorlar, sadece kayboluyorlar.
Tıpkı benim gibi.

Belki bu sadece başka bir kâbustur.
Ama insanı ter içinde uyandıran türden değil.
Bu başka bir tür. Sessiz. Israrcı.
Uyanıklık gibi görünen ama aslında dinlenmeyen bir uykunun başka bir biçimi.

Pencerenin önünde oturuyorum. Aşağıya bakıyorum.
Şehir beni görmüyor.
Ama ben onun bakışını hissediyorum.
Duvarsız bir mahkeme salonu.
İsimsiz yargıçlar.
Ve yine de yargılıyorlar.

Beni yaşadığım için.
Sevdiğim için.
Kendim olduğum için.

Sabahın yargısı — uykusuzluk.
Ve kafamda yer eden sinsi bir misafir:
“Vazgeç,” diyor. “İtiraf et. Özür dile.”

Ama hayır.
Cesaretimi topluyorum.
Ve diyorum ki: “Her şeyi inkâr ediyorum.”

Yalan söylediğimden değil.
Ama onların duymak istediği gerçek, benimki değil.

Bir gül taşıyorum

Bir gül taşıyorum. Gösterişli. Kırmızı.
Kışkırtmak için değil.
Benim olduğu için.

Ve evet, hayallerim var.
Bazen kaybolurum.
Bir kokuya, bir dokunuşa, bir anıya.
Ama bu beni suçlu yapmaz.
Bu beni canlı yapar.

Yarımı değil, bütünümü isterim.
Yasak olanı yüksek sesle söylemek isterim.
Ve işte bu yüzden yargılanıyorum.

Ama itiraf etmeyeceğim.
Onların bana yüklediği suça değil.
Sadece var olduğuma.

Nefes aldığıma.
Sevdiğime.
Küllerimden yeniden doğmaktan korkmadığıma.

Ve eğer bunun için beni mahkûm ederlerse?
Etsinler.


Artık korkmuyorum.


Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

Trending

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading