Spread the love

  

“Sessizlikten aşka, hafızadan yaşlılığa uzanan şiirsel monolog—hayat kelimeler ve suskunluk arasında yazılı.”

  

Çocukluk

Hiç ağlamadım, hiç gerek duymadım. Sessizlik yeterdi; duygu talep eden ama onu çağırmayan günlerin üzerine çekilmiş perdeler gibi. İnsanlar çocukların ağlamasını yaşamın kanıtı olarak bekler. Ben o kanıt olmadan yaşadım. Belki de bu yüzden görünmez oldum.

Dünyayı camdaki çiziklerden izledim. Kahkahalar, gözyaşları, alkışlar—hepsi bir anlam taşıyor gibiydi, bana değil. Dizlerimin üzerinde ellerimle oturdum ve bekledim. Ne için? Acının beni sahiplenmesini, ona ait olduğumu kabul etmemi. Konuşmadan önce bile onun çocuğuydum.

Sessizlikte ne kadar çok şey saklanabileceği şaşırtıcıdır. Bir kelime etmeden ne kadar derinden sevebilirsin. Hiç sahip olmadan ne kadar çok kaybedebilirsin. Arzu tehlikeliydi çünkü umut öğretir. Ve umut en büyük aldatıcıdır.

Bazen kendimi farklı hayal ederdim: bağıran, koşan, kahkahadan karnı ağrıyan biri olarak. Ama o hayallerde bile köşeye sinerdim. Fırtınaların geçeceğini bilen ama yine de titreyen bir köpek gibi—çünkü bir kez ıslanmıştır.

Bir gün ağlamayı öğreneceğim. Belki başkalarının önünde değil. Belki sadece kelimelerde. Belki bir satır yazıp sonra silerek. Ama gözyaşları su değildir. İzdir. Ve artık anlıyorum ki sessizlik de hatırlar.


Ergenlik

İroninin bir zırh olduğunu keşfettim. Yağmuru geçirmez. İnsanlar kullandığımda güler, bunun sadece başka bir umutsuzluk biçimi olduğunu bilmeden. Her alaycı cümlenin ardına saklanırım—onlardan değil, kendimden.

Kimse şakalarımın güldürmek için olmadığını fark etmez. Uzaklaştırmak içindir, yaklaşmak isteyenleri kovmak için. Kelimeleri severim ama konuşmalardan nefret ederim. Çok hızlı, çok yüzeysel. Yalnızca yazarken baskı hissetmem. Yalnızca o zaman kırılgan olmaya razıyım.

Her cümle bir sığınaktır. Boş bir masası olan küçük bir ev, acıyı oturtup ona sonunda söyleyebileceğim: “Seni görüyorum. Seni hissediyorum. Uzun zamandır aynı bedenin parçasıyız.”

Peki neden kimse okumuyor? Belki öyle istedim. Belki fazla mahrem kelimeler.


İlk Aşk

Bana dokundu—ilk kez derime değil, gölgelerimin yaşadığı yere. Nazikti, belki fazla nazik. Sessizliğimin onu boğacağından, gülüşünü yutacağından korktum.

O bende neyi açtığını asla söylemedim, sadece baktım ve yazdım. Akmak istemeyen ama yine de taşan bir nehir gibiydim.

Birlikte sustuğumuz anlar vardı. En güzelleri onlardı. O sessizlikte aynıydık; kırılgan, açıklanamaz bir şeye bağlı. Sonra gitti. Trajik değil. Sadece sessizce. Özür dilemeden sabah solan sis gibi.

O zamandan beri dokunuşlarım temkinli. Kendim için değil, başkasında neyi uyandırabileceği için. Ne kadar çok seversen, o kadar az incitmek istersin. Ve ben sevdim; ağır, sessiz. Öyle ki gözlerimi kapadığımda nefesini kendi yetersizliğimin yankısı olarak duyarım.


Yetişkinlik

Her sabah aynı takımı giyerim. Kumaştan değil, davranışlardan. Nezaket, gülümseme, kimseyi incitmeyen cevap. Hepsi tam oturur ama asla rahat değildir.

Kim olduğumu sormayı bıraktım. Aynalara bakmayı bıraktım. Korktuğum için değil, bulunacak bir şey olmadığı için. İçimde olan artık takvimlere dağılmış durumda; toplantılara, notlara, otomatik “nasılsınız”lara.

Yalnızken kendimi düşünmem. Ne kadarımın sadece tepki olduğunu düşünürüm. Yüzümün ne kadarının öğrenilmiş bir şekil olduğunu. Gerçek bir bağ olmadan yaşanabileceğini ne kadar daha sürdüreceğim?

Derler ki yetişkinlik huzurdur. Ben ertelenme olduğunu düşünüyorum. Artık adı olmayan, çünkü bir duruma dönüşmüş acının ertelenmesi. Ağlayamama hâli—sebep yokluğundan değil, gözyaşlarının çoktan sertleşmiş katmanlardan geçmek zorunda olmasından.

Daha az yazıyorum. Söyleyecek bir şeyim olmadığından değil. Ama kağıt benden daha temiz ve benim teslimiyetimi hak etmiyor.


Yaşlı Adam

Bir zamanlar oturduğum yerde oturuyorum. Odanın köşesi değişmedi, sadece ben değiştim. Artık acının adımlarımın parçası olmadığını iddia etmiyorum. Artık dışarı çağrılmayı beklemiyorum çünkü bazı dönüşlerin başkalarıyla değil, kendinle ilgili olduğunu öğrendim.

Sessizlik artık acı vermiyor; az konuşan ama hep dinleyen eski bir dost gibi. Hayatımı beni özgür bırakacak kelimeleri arayarak geçirdiğimi biliyorum ama artık şunu da biliyorum: Bazı cümleler söylenmemek için vardır.

Aynaya ihtiyacım yok. Şeklimi hafızadan biliyorum. Artık eksik bir adamın görüntüsü değil, hikâye anlatan yaraların haritası. İnsan kırık olabilir ve yine de bütün. Sessiz olabilir ve yine de anlatabilir.

Eski notları karıştırıyorum. Bazen gülüyorum, bazen nefesim kesiliyor. Hepsini yazdığımı biliyorum çünkü duyulmak istedim—dünya tarafından değil, kendim tarafından. Ve bugün… bugün bir zamanlar kenarlara sessizce kazıdığım her kelimeyi duyuyorum.

Belki bir daha tam anlamıyla sevmeyeceğim. Belki her şeyi onaracak bir dokunuş aramayacağım. Ama yazacağım. Sessizce köşede oturacağım ve yalnız kalmayacağım. Çünkü kelimelerim hak ettiğim arkadaşlığa dönüştü.

Ve sessizlik? Sessizlik artık evim.


Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

Trending

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading