Haritasız bir yolcunun her adımda ve her nefeste evi keşfettiği şiirsel bir düzyazı.
Bir insanın gidecek yeri olmadığında, bulunduğu yer onun evidir. Ev durduğun yerdedir, görünmez bir örtü gibi bedenin etrafına yayılır; ister yabancı bir kapının eşiğinde dur, ister tren istasyonundaki bir bankta otur, ister unutulmuş bir sokakta bir duvara yaslan çünkü ev durduğun yerdedir.
İstasyon
İstasyon demir ve eski hikâyeler kokar. Raylar karanlığa uzanır, sanki hiç bitmeyen bir yol sunar. Adam bankta oturur, elinde yönünü çoktan kaybetmiş bir bilet. Rüzgâr saçlarını okşar, lambalar titrer, ama o kaybolmuş hissetmez. Çünkü ev durduğun yerdedir ve çevresindeki her şey yavaş yavaş bir mabede dönüşür: bank bir sunak olur, lamba bir mum, rüzgârın uğultusu bir dua.
Ev
Ev, sağlam bir yapı değildir. Artık “Nereye aitim?” diye sormayı bıraktığın andır. Boş görünen anı kabul etme cesaretidir. Gözlerini kaparsın ve şehrin seninle birlikte nefes aldığını duyarsın. Her nefes, yolunu kaybedenler için bir dua; her veriliş, haritasız da yaşanabileceğinin işaretidir.
Aidiyet
Belki de bu yüzden dönüşü olmayan yolcular asla kaybolmaz. Evlerini yanlarında taşırlar – her adımda, her bakışta, her yabancının yakın hissettirdiği anda. Dönüş, geriye gitmek değildir; kalmanın başka bir yoludur.
Ve böylece gece bir örtüye, şehir bir mabede, sen ise bulunduğu yerde evini bulan bir yolcuya dönüşürsün. İki tren kalkışı arasındaki sessizlikte yeni bir ritüel doğar: ev durduğun yerdedir ve zamanın seni yakaladığı yerde evde olmak.





Leave a Reply