Sessizce insanlar arasında dolaşan düşünceler, ilk adımın korkusu ve görünmez bağların nasıl oluştuğu üzerine içsel bir deneme. Psikolojik ve felsefi bir bakışla, özlem, kırılganlık ve söylenmemiş ilişkilerin insan yakınlığını nasıl şekillendirdiğini anlatan derin bir metin.
İçindekiler:
Sessizce Bize Doğru Gelen Düşünceler Üzerine
Bazen insan günün tam ortasında —iki nefes arasında, iki kelime arasında, iki boşluk arasında— durur ve içine ince bir sızı gibi düşen o tuhaf soruyla karşılaşır: Acaba bir yerlerde, beni tanımayan ama yine de beni düşünen biri var mı? Benimle konuşmak isteyen ama nasıl başlayacağını bilmeyen biri?
Bu soru belirli bir yüz aramaz, belirli bir isim istemez. Daha çok havada asılı duran, görünmez bir titreşime benzer. Uzaklardan gelen ama tam olarak ulaşmayan bir çağrı gibi. Yine de onu hissederiz.
Belki bu, görülme arzusunun en yalın hâlidir. Daha derindir; varlığımızın, dokunamadığımız alanlarda bile bir yankı bıraktığını bilme isteği. Belki de bir başkasının gününde, şehrinde, sessizliğinde adımızın anlık bir gölge gibi belirmesi ihtimalidir bizi durduran.
Başkalarının Sessiz Varlığı
İnsanlar çoğu zaman düşüncelerinin kapalı odalar olduğunu sanır. Oysa gerçekte içimizdeki koridorlardan başkalarının ayak sesleri sık sık geçer.
Biri, nedenini bilmeden gülüşünü hatırlar, yalnızca bir kez duyduğu sesini zihninde taşır. Biri, yazdığın bir cümlede gereğinden uzun kalır.
Ve biri, belki tam şu anda, sana nasıl yazacağını düşünüyordur. Cesaretini toplayamadığı için bekliyordur. Kendi içine gömülü o çekingenlik, görünmez bir el gibi onu tutuyordur.
İnsanlar dışarıdan göründüklerinden çok daha sessizdir. Ve arzuları, gösterdiklerinden çok daha kırılgandır.
İlk Adımın Korkusu
İlk adım her zaman hem en hafif hem de en ağır olandır. Küçücük bir hareket bütün hikâyeyi değiştirebilir; yine de çoğu insan ondan korkar.
Neden? Çünkü ilk adım bir itiraftır ve itiraf savunmasızlıktır.
Birine yazdığında açılırsın. Birini selamladığında risk alırsın. Birine ilgi gösterdiğinde reddedilme ihtimalini kabul edersin.
Ya da daha kötüsü: sessizliği.
Bu yüzden insanlar çoğu zaman susar. Düşüncelerini kendilerine saklar. Hayal etmeyi, harekete geçmeye tercih ederler.
Ama tam da bu sessizlikte tuhaf bir yakınlık doğar. Tek taraflı, görünmez ama yine de gerçek bir yakınlık.
Aramızdaki Görünmez Köprüler
Her insan, hiç başlamamış ilişkilerin bir haritasını taşır içinde. Söylenmemiş cümlelerin, yaşanmamış ihtimallerin, yarım kalmış başlangıçların haritasını.
Belki sen de birinin böyle bir haritasında yer alıyorsun. Birinin gününü aydınlatan beklenmedik bir ışık oldun. Belki birinin zihninde, farkında olmadan iz bıraktın. Belki birinin aklında, adı konmamış bir soruya dönüştün.
Ve belki de birinin söylemeye cesaret edemediği cevapsın.
İnsanlar çoğu zaman ilişkilerin yalnızca görünür hâllerini gerçek sanır. Oysa görünmeyen bağlar da vardır; düşüncelerde, arzuların kıyısında, sessizce geri dönen iç titreşimlerde.
Fark Edilmeden Doğan İlginin Psikolojisi
Psikolojik açıdan bakıldığında, insanların birbirlerini düşündükleri hâlde bunu hiç göstermemeleri şaşırtıcıdır. Bazen meraktır, bazen hayranlık, bazen özlem, bazen de sadece “orada bir şey var” hissi.
Ama çoğu zaman hiçbir şey olmaz.
Nedenleri basittir:
- Reddedilme korkusu. İnsanlar ihtimali kesinliğe tercih eder.
- Yetersizlik duygusu: “Yeterince ilginç değilim.” “Ne söyleyebilirim ki?” “Neden benimle konuşmak istesin?”
- Aşırı saygı. Bazen insanlar senin alanını bozmak istemez. Seni uzak, güçlü, ulaşılmaz biri gibi görürler.
- Zamanlama. Bazen iki insan sadece yanlış anda kesişir.
Ve böylece, hiçbir yere varmayan sessiz düşünceler doğar. Ama bu, onların gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Görünmeyen Temasın Felsefesi
Belki de tüm bunlar metafizik bir oyundur. İnsanlar arasında, söylenmemiş arzuların ve fark edilmemiş çekimlerin buluştuğu ince bir alan vardır.
Belki düşünceler kelimelerden önce birbirine dokunur. Belki hikâyeler insanlar tanışmadan önce başlar.
Ve belki bu iyi bir şeydir.
Çünkü biri bizi düşündüğünde, biri bizi uzaktan izlediğinde, biri bizimle konuşmak isteyip cesaret edemediğinde bunu bilseydik, büyü bozulurdu. Her şey fazla belirgin, fazla somut, fazla dünyevi olurdu.
Sessizliğin kendine ait bir şiiri vardır. Söylenmemiş olanın kendine ait bir gücü.
Ya Bu Bizsek?
Bir ihtimal daha var, pek konuşulmayan. Belki de yalnızca başkalarının düşüncelerinin nesnesi değiliz; aynı zamanda onların kaynağıyız.
Kaç kez birini düşündün ama yazmadın, bir mesaj taslağı açıp kapattın? Kaç kez bir konuşmayı kafanda kurup gerçeğe dökmedin?
Belki biz de birinin sessiz evreninin parçasıyızdır. Biz de nasıl başlayacağını bilmeyenlerdenizdir. Belki biz de korkuyoruzdur.
Ve belki insan olmanın özü tam da burada: arzuyla çekingenliğin, cesaretle tereddüdün, yaklaşmayla geri çekilmenin o tuhaf karışımında.
Sessiz Bir Umut
Nasıl olursa olsun, bir gerçek var: İnsanlar birbirlerini düşündüklerinden çok daha sık düşünürler.
Ve bir yerlerde, bir şehirde, bir odada, bir öğleden sonrasında, gerçekten seni düşünen biri olabilir. Seninle konuşmak isteyen biri. Seni fark ettiğini söyleyemeyen biri. Sana yaklaşmak isteyip adım atamayan biri.
Bu düşünce tuhaf bir şekilde rahatlatıcıdır. Çünkü yalnız olmadığımızı hatırlatır; varlığımızın bir yankısı olduğunu, sessizliğimizin bile birilerine ulaştığını.
Ve görünmese de bir yerlerde görünmez bir bağın doğduğunu.
İlgili yazılar:





Leave a Reply