Spread the love

Karaköy’ün unutulmuş kıyılarında kan, tuz ve deniz birbirine karışır. Bu edebi anlatı, İstanbul’un belleğini, Boğaz’ın durmaksızın yıkadığı fakat asla silemediği izler üzerinden keşfeder.

Boğazın Yıkayamadığı İzler

Karaköy’ün kıyısında, artık haritaların bile önemsemediği bir iskele parçası vardı. Tahtaları yılların yüküyle eğrilmiş, demir halkaları pasın kırmızıya çalan dili tarafından yavaş yavaş yutulmuştu. Oraya her sabah aynı saatte giderdim. Güneş henüz Boğaz’ın yüzeyine tam olarak dokunmadan önce, suyun üzerinde metalik bir koku yükselirdi. Bu, sıradan bir balık kokusu değildi. İçinde tuzun sertliği, yosunun nemli soluğu, çürüyen ahşabın yorgunluğu ve görünmeyen bir yaradan sızıyormuş gibi duran eski bir kanın ağırlığı vardı. Şehir o saatte henüz konuşmaya başlamamış olurdu; fakat kokular çoktan anlatmaya koyulurdu.


1.

Yaşlı balıkçıların anlattığına göre burada eskiden küçük mezbahalar bulunurdu. Denizden çıkanla karadan gelen aynı kaderin içinde buluşurmuş. Bıçakların sesi martıların çığlıklarına karışırmış. Şimdi geriye yalnızca birkaç yıkık depo, eğilmiş direkler ve suya bakınca insanın içini açıklayamadığı bir huzursuzluk bırakan gölgeler kalmış. Fakat bazı mekânlar, binaları yok olsa bile yaşamaya devam eder.

Çünkü asıl hafıza taşta, ahşapta ya da duvarda değil; havanın içinde saklanır.

Bir sabah iskeleye vardığımda dalgaların olağan ritminden farklı hareket ettiğini fark ettim. Sanki su bir şeyi kıyıya getirmeye çalışıyor, sonra bundan vazgeçip geri çekiliyordu. Bir süre onları izledim. Köpükler paslı kazıklara çarpıyor, ardından parçalanarak geri dönüyordu. Her gelişlerinde kısa bir süre için koyu renkli çizgiler beliriyor, sonra yeniden siliniyordu. Deniz, kendi yazdığı metni aynı anda yok eden sabırsız bir yazar gibiydi.

O gün rüzgâr kuzeyden esiyordu. Hava keskinleşmişti. Burnuma ulaşan koku daha ağırdı; demir, tuz ve yaşanmışlık birbirine karışıyordu. İnsan bazen belleğini gözleriyle değil, burnuyla taşır. Çocukluğunu hatırlatan bir sabun kokusu, yıllar önceki bir evi geri getirebilir. Karaköy’ün bu kıyısında da şehir kendi belleğini kokularla saklıyordu. Her nefes alışta geçmişten görünmez bir parça açığa çıkıyor, ardından tekrar karanlığa gömülüyordu.


2.

Çok geçmeden kıyıya vurmuş eski bir tahta parçası gördüm. Muhtemelen yıllar önce batmış bir sandaldan kopmuştu. Ahşabı neredeyse taşlaşmıştı. Üzerindeki lifler tuz tarafından oyulmuş, yüzeyi yüzlerce fırtınanın iziyle kaplanmıştı. Elimi üzerine koyduğumda nesnelerin de yaşlandığını ve insanlardan farklı olarak bunu saklamaya çalışmadığını düşündüm. İnsan kırışıklıklarını örtmek ister, ahşap ise onları sergiler. Belki de bu yüzden eski nesneler bize daha dürüst görünür.

Karşımda uzanan suya baktım. Boğaz sürekli hareket hâlindeydi. Akan şey yalnızca su değil, zamanın kendisiydi. Her dalga binlerce hikâye taşıyor, binlercesini de beraberinde götürüyordu. Buna rağmen şehir hiçbir zaman hafiflemiyordu. Yüzyıllar boyunca yangınlar, salgınlar, göçler, savaşlar ve ayrılıklar yaşamıştı. Fakat bütün bunlar silinmek yerine katmanlaşmıştı.

İstanbul bazen bir şehirden çok, üst üste bırakılmış hayatların oluşturduğu devasa bir arşive benziyordu.

Bir martı alçaktan geçerek suya dokundu ve yeniden yükseldi. Kanadından düşen birkaç damla su güneşte kısa süreliğine parladı. O küçücük görüntü bile bana yaşamın ne kadar geçici olduğunu hatırlattı. İnsan kendisini dünyanın merkezinde sanıyor, planlar yapıyor, kalıcı eserler bırakmaya çalışıyordu. Oysa deniz bütün bunlara sessizce gülümsüyordu; çünkü su, sonunda her şeyi aynı sabırla aşındırıyordu.


3.

Öğleye doğru çevredeki balıkçı tekneleri hareketlenmeye başladı. Motor sesleri eski depoların duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Bir an için bugünün görüntüsü ile geçmişin hayaletleri üst üste bindi. Sanki yıllar önceki işçilerin ayak sesleri hâlâ bu zeminde dolaşıyor, görünmeyen eller ağları topluyor, paslı kancaları taşıyordu. Bazı yerlerde zaman ilerlemez; yalnızca birikir. Karaköy’ün bu köşesi de böyleydi. Burada her gün yeni bir gün değil, eski günlerin devamı gibiydi.

Gölgeler uzamaya başladığında denizin rengi koyulaştı. Sabahki metalik parlaklık yerini kurşuni bir ağırlığa bıraktı. O an içimde garip bir düşünce belirdi: Belki de şehirler insanlar gibi temizlenmek için değil, iz taşımak için vardır. Çünkü bütünüyle temizlenmiş bir hafıza aynı zamanda yok edilmiş bir hafızadır. Yaranın tamamen silinmesi, onu açan hikâyenin de silinmesi anlamına gelir. İstanbul’un güzelliği kusursuzluğundan değil, taşıdığı çatlaklardan doğuyordu.

Zamanla sonra kıyıdaki taşların arasına sıkışmış küçük bir balık gördüm. Gelgit onu oraya bırakmıştı. Hâlâ yaşıyordu. Kıpırdamaya çalışıyor, ince gövdesiyle suya ulaşmaya uğraşıyordu. Eğilip onu elime aldım ve denize bıraktım. Balık bir an durdu, sonra görünmez derinliğe doğru kayboldu. Bu küçücük hareket beklenmedik bir sevinç bıraktı içimde.

Hayat bazen büyük fikirlerde değil, neredeyse kimsenin görmediği bu küçük kurtuluşlarda anlam kazanıyordu.


4.

Akşam çökerken hava yeniden değişti. Rüzgârın taşıdığı tuz yoğunlaştı. Karanlık, depoların boş pencerelerine dolmaya başladı. Uzaktan gelen vapur sesleri, günün son cümleleri gibi Boğaz’ın üzerinde yankılanıyordu. O sırada sabah boyunca hissettiğim o ağır kokunun hâlâ havada asılı olduğunu fark ettim. Kanın ve tuzun kokusu. Yaşamın ve çözülüşün kokusu. İnsanın varlığına eşlik eden iki eski unsur gibi birbirlerinden ayrılmadan yan yana duruyorlardı.

Eve dönmek üzere yürürken son kez geriye baktım. Dalgalar karanlığın içinde görünmez olmuştu, fakat kıyıya vuruşları duyuluyordu. Deniz bütün gün yaptığı işi sürdürüyordu: yıkamak, taşımak, aşındırmak ve hatırlatmak. O an anladım ki Karaköy’ün bu unutulmuş kıyısında insanı etkileyen şey manzara değildi. Asıl etkileyici olan, şehrin bitmeyen arınma isteği ile asla tamamen arınamayacak oluşu arasındaki gerilimdi. Kan ve tuz birbirine karışıyor, dalgalar her şeyi yeniden başlatıyor, fakat hiçbir şeyi bütünüyle silemiyordu.

Belki de bir şehri şehir yapan tam olarak buydu: Kendisini sonsuza kadar yıkayan ama geçmişini hiçbir zaman kaybetmeyen bir hafıza.



Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

Trending

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading