Barbara Wood’un Güneşin Altında Yeşil Şehir romanı üzerine meditasyon: hafıza, kadın yolculuğu ve şifa veren Afrika manzarası.
İçindekiler
Afrika Güneşi Altında: Bizi Yaratan Dönüşler Üzerine
Bazı kitaplar vardır ki onları okumayız, onlara geri döneriz. Hikâyeyi unuttuğumuz için değil, o hikâyede bizden bir şey kaldığı için. Bazı metinler, insanın kendi sesini, kendi nefesini, kendi hafızasını yeniden bulmak için sığındığı yerlere dönüşür. Barbara Wood’un eserleri arasında böyle kitaplar çoktur fakat Güneşin Altında Yeşil Şehir birçok okur için ve benim için de yalnızca bir roman değil, yaşanan bir mekândır. Barbara Wood: Güneşin Altında Yeşil Şehir ise, yazarın hafızaya kazınan romanlarından biridir.
Yıllar sonra tekrar elime aldığımda fark ettim ki bu roman, yalnızca dünyadaki yerini arayan bir kadının hikâyesi değil. Bu, insanı dönüştüren bir coğrafyanın, yabancı bir toprağın insanın içindeki köklere nasıl dokunduğunun, hafızanın nasıl bir manzara gibi açıldığının hikâyesidir. Belki de bu yüzden tekrar tekrar dönüyoruz: Çünkü hepimizin içinde, bir zamanlar bizi değiştirmiş ve hâlâ içimizde yaşayan bir coğrafya vardır — gerçek ya da içsel.
Afrika: Canlı Bir Varlık
Wood, Afrika’yı hiçbir zaman egzotik bir dekor olarak yazmaz. Onun kaleminde Afrika, nefes alan, gözleyen, kabul eden ya da reddeden bir varlıktır. İnsanı sınayan ama aynı zamanda ona başka hiçbir yerde bulamayacağı bir alan sunan bir toprak: Maskelerin düştüğü, beklentilerin sustuğu, insanın kendisiyle baş başa kaldığı bir alan.
Güneşin Altında Yeşil Şehir romanında Afrika, yalnızca bir arka plan değildir. O, karakterlerin kararlarına, ilişkilerine, korkularına ve umutlarına nüfuz eden bir güçtür. Hem yakıcı hem iyileştirici bir ışıktır. İnsanı kendi düşüncelerini duymaya zorlayan bir sessizliktir. Geçmişin saklanamadığı bir açıklıktır.
Belki de bu açıklık yüzünden dönüp duruyoruz bu kitaba. Çünkü Afrika romanda bir hayal değil, bir hakikat. Ve insanı kendine karşı da dürüst olmaya zorlayan bir hakikat.
Kadın Kaderinin Gücü
Wood’un kadın karakterleri, okurun sanki onları yıllardır tanıyormuş gibi hissetmesini sağlayacak bir derinlikle yazılmıştır. Onlar kusursuz değildir; klasik anlamda kahraman da değildir. Onlar, kendilerinden daha büyük bir mekânda yaşamayı öğrenen kadınlardır.
Ve güçleri tam da buradadır.
Güneşin Altında Yeşil Şehir‘in kahramanı, iki dünya arasında sıkışmış bir kadındır; geldiği yer ile onu çağıran yer arasında. Onun yolculuğu yalnızca coğrafi değildir. Bu, kimliğinin derinliklerine doğru bir yolculuktur. Afrika, onun yeniden nefes almasını, yeniden sormasını, yeniden hissetmesini sağlar.
Belki de bu yüzden bu roman, değişimin eşiğinde durmuş okurlar için bu kadar güçlüdür. Çünkü bilirler ki bazen eve dönmek mümkün değildir; ya ev değişmiştir ya da insan.

Hafıza Bir Manzara Gibi
Romanın en güçlü temalarından biri hafızadır. Nostaljik bir hafıza değil; bazen verimli, bazen kurak, bazen gölgeli, bazen ışıklı bir manzara gibi davranan bir hafıza. Wood, hafızanın kafada taşınan bir şey olmadığını gösterir. O, bedene, jestlere, bakışlara, insanın dünyayı algılayışına yazılır.
Afrika, romanda bir hafıza katalizörüdür. Sessizliği, uzun süredir bastırılmış şeyleri yüzeye çıkarır. Işığı, insanın görmek istemediği gerçekleri açığa çıkarır. Ritmi, insanın kim olduğuna dair yeni bir anlayış doğurur.
Bu kitabı her yeniden okuyuşumda fark ettim ki, ona dönüş aslında kendime dönüş. Çünkü insan her seferinde başka bir yolculuktan dönmüş olur ve belki de gerçek edebiyatın tanımı budur: Bizimle birlikte değişen metin.
Şifa Veren Bir Coğrafya
Romanın en güzel yanlarından biri Wood’un coğrafyanın iyileştirici gücünü ele alış biçimidir. Romantik bir kaçış olarak değil, bazen acıtan bazen özgürleştiren ama her zaman gerçek olan bir süreç olarak.
Afrika güneşi romanda yalnızca bir ışık değildir. O, bir arınmadır. Eski katmanları yakıp insanın yeniden filizlenmesine izin veren bir güçtür. Hayatın yalnızca başımıza gelenlerden ibaret olmadığını, onlarla ne yaptığımızın da önemli olduğunu hatırlatır.
Belki de bu yüzden bu kitaba, yönümüzü kaybettiğimiz dönemlerde döneriz. Çünkü bize dönüşümün mümkün olduğunu fısıldar; acının bir başlangıç olabileceğini, yabancı bir toprağın, insan ona açıldığında, eve dönüşebileceğini.
Neden Geri Döneriz
Her okurun kendi nedeni vardır. Kimi atmosferi sever, kimi hikâyeyi, kimi karakterleri. Ama bence daha derin bir neden daha var: Afrika Güneşi Altında, kendine dönüşün romanıdır.
Ve bu tema asla eskimez.
Belki de bu kitaba dönmemizin nedeni, onun bize günlük hayatta eksik kalan bir şeyi hatırlatmasıdır: Nefes alacak bir alan. Olmaya izin veren bir alan. Kendi sesimizi duymamıza imkân tanıyan bir alan.
Belki de bu kitaba dönmemizin nedeni, hepimizin bir Afrika’sı olmasıdır; bir zamanlar bizi dönüştürmüş ve içimizde yaşamaya devam eden bir yer.
Belki de Wood’un dili yüzünden dönüyoruz: Çünkü onun kelimeleri yalnızca kelime değildir; dokunuş, ışık, görüntü gibidir.
Bir Dönüş Ritüeli Olarak Kitap
Benim için Güneşin Altında Yeşil Şehir bir okuma ritüeli değil, bir varoluş ritüeli oldu. Ona dönüşüm, hikâyeyi unuttuğum için değil; yavaşlayan, açılan, nefes alan bir mekâna yeniden girmek istediğim içindir.
Her okuma farklıdır. Her okuma başka bir katmanı açar. Ve her okuma, insanı şu soruya geri getirir: Kim oluyorum?
Odun cevap vermez. O, insanın kendi cevaplarını bulabileceği bir manzara sunar.
Sonuç: İçimizde Kalan Güneş
Kitabı kapattığımda Afrika içimde kalır. Bir yer olarak değil, bir his olarak. İhtiyaç duyduğum anlarda geri dönen bir ışık olarak. Dünya değişse bile bazı hikâyelerin içimizde kök salmış ağaçlar gibi kalabileceğini hatırlatan bir güç olarak.
Güneşin Altında Yeşil Şehir, benim için okunan bir kitap değil, yaşanan bir kitap. Ve belki de bu yüzden insan ona tekrar tekrar döner çünkü onda açıklanamayan, yalnızca yaşanabilen bir şey vardır.
Ve ben yine dönerim. Sayfaları açarım. Afrika güneşinin beni yeniden aydınlatmasına izin veririm. Çünkü bazı kitaplar yalnızca hikâye değildir. Bizi yaratan mekânlardır.
İlgili yazılar:





Leave a Reply