Spread the love

787’deki II. İznik Konsili’nin tarihini keşfedin; ikonoklast tartışmayı bitirdi ve ikonların kilisedeki yerini onayladı.



Bir İkona Savaşından Çok Daha Fazlası: II. İznik Konsili hakkında sizi şaşırtacak 5 gerçek

İkonaları düşündüğümüzde aklımıza genellikle kiliselerin loş duvarlarında asılı duran eski, durağan dinî sanat eserleri gelir. Ancak bu basit imgelerin ardında, imparatorlukları sarsan, papalarla kralları karşı karşıya getiren ve Hristiyan teolojisinin temelini şekillendiren şiddetli siyasi ve teolojik savaşlar yatmaktadır. Bu yazıda, 787 yılında toplanan İkinci İznik Konsili‘nin en şaşırtıcı ve az bilinen yönlerini bir liste formatında ortaya çıkaracağız. Bu olay, bir sanat tartışmasından çok daha fazlasıydı.


İktidar Oyunu: Konsil, Kendi Oğlunu Kör Eden Bir İmparatoriçe Tarafından Toplandı

İkinci İznik Konsili’nin toplanmasının ardındaki itici güç, teologlar değil, Bizans İmparatoriçesi İrini’ydi. Kocasının ikona karşıtı (ikonoklast) politikalarının aksine, ikona kültünün sadık bir savunucusu (ikonofil) olan İrini, bu teolojik meseleyi kendi siyasi gücünü pekiştirmek için ustalıkla kullandı.

İrini, 780 yılında kocası İmparator IV. Leo öldüğünde kendini tehlikeli bir siyasi kaosun ortasında buldu: hırslı generaller, etnik ve bölgesel düşmanlıklar her an patlamaya hazırdı. Daha da kötüsü, politik olarak yalıtılmıştı. Leo, ölümünden kısa bir süre önce, saraya gizlice ikona soktuğu için İrini’yi kişisel dairelerinden sürgün etmişti. Kocasının ani ölümüyle, küçük yaştaki oğlu VI. Konstantin için naip olarak yönetimi ele aldı. Bu ikona tartışmasını, hayatta kalmak ve egemenliğini kurmak için bir araca dönüştürdü. En önemli hedefi, yarım asırdan fazla süredir devam eden ikonoklazmı sona erdirmekti.

Ancak bu kolay olmadı. Konsili 786’da Konstantinopolis’te toplama girişimi, ikonoklast askerlerin şiddetli muhalefetiyle engellendi. Askerler toplantıyı basarak konsilin dağılmasına neden oldu. Yılmayan İrini, bu muhalefeti aşmak için sadık birlikleri başkente getirerek ikonoklast askerleri dağıttı ve konsili ertesi yıl İznik’te yeniden topladı. Bu, konsilin sadece teolojik bir tartışma olmadığını, aynı zamanda İrini’nin acımasız siyasi manevralarıyla mümkün olan bir iktidar gösterisi olduğunu kanıtlar.

Bu hikayenin en trajik kısmı ise İrini’nin oğluyla olan ilişkisidir. Yıllar sonra, oğlu VI. Konstantin reşit olup tek başına hüküm sürmeye çalıştığında, İrini iktidarı bırakmayı reddetti. 797’de kendi oğluna karşı bir darbe düzenledi, onu tahttan indirdi ve doğduğu odada gözlerine mil çektirerek kör etti. Oğlu kısa bir süre sonra öldü ve İrini, Bizans İmparatorluğu’nu tek başına “imparator” (basileus) unvanıyla yönetti; “imparatoriçe” (basilissa) unvanıyla değil. Bu unvan seçimi, geleneksel cinsiyet rollerini yıkan ve mutlak otoritesini pekiştiren son ve cüretkâr bir iktidar hamlesiydi.


Çeviride Kaybolan Anlam: Batı’nın Muhalefeti Büyük Bir Yanlış Anlamaya Dayanıyordu

Konsil, Doğu’da ikonaları yeniden tesis ederken, Batı’da, özellikle Şarlman’ın Frank Krallığı’nda şiddetli bir muhalefetle karşılaştı. Şaşırtıcı bir şekilde, bu muhalefetin temel nedeni teolojik bir anlaşmazlık değil, büyük bir dilsel hata ve siyasi rekabetti.

Franklar, konsilin kararlarını Libri Carolini (Şarlman’ın Kitapları) adlı kapsamlı bir teolojik eserde eleştirdiler. Bu muhalefet, konsil metinlerinin Yunancadan Latinceye yapılan “çok hatalı” bir çevirisine dayanıyordu. En kritik hata, Yunanca proskynesis (προσκύνησις) kelimesinin çevirisinde yapıldı. Konsil, bu kelimeyi ikonalara gösterilmesi gereken “saygıdeğer hürmet/tazim” anlamında kullanmıştı. Ancak Latince çeviride bu kelime, Tanrı’ya sunulan mutlak tapınma anlamına gelen adoratio olarak aktarıldı.

Bu yanlış çeviri yüzünden Franklar, konsilin ikonalara yalnızca Tanrı’ya özgü olan mutlak tapınmayı—yani latreia‘yı—emrettiğini sandılar. Oysa Konsil, ikonalara saygıdeğer bir hürmet olan proskynesis‘i uygun görürken, latreia‘yı kesin bir dille yalnızca Tanrı’ya ayırmıştı.

Bu durumun ilginçliği sadece dilsel bir hatadan ibaret değildir. Şarlman zaten Bizans’a karşı siyasi olarak öfkeliydi; kısmen oğlu ile Şarlman’ın kızı Rotrudis arasında planlanan evliliğin bozulması yüzünden kişisel bir hakarete uğramıştı. Bu nedenle, hatalı çeviri, Bizanslı rakiplerini itibarsızlaştırmak isteyen bir hükümdar için kullanışlı bir bahaneydi. Papa I. Hadrian’ın konsili savunmasına rağmen Şarlman, kendi imparatorluk otoritesini kurma arzusunda bu yanlış anlamayı körükledi.


“Yedinci Konsil” Savaşı: Ortodoksluğu Tanımlamak İçin Yarışan İki Rakip Konsil

İkinci İznik Konsili, “Yedinci Ekümenik Konsil” unvanını talep eden tek meclis değildi. Ondan 33 yıl önce, 754 yılında, ikonoklast İmparator V. Konstantin tarafından Hieria Sarayı’nda muazzam bir konsil toplanmıştı.

Tam 338 piskoposun katıldığı Hieria Konsili de kendisini “Yedinci Ekümenik Konsil” olarak ilan etmişti. Bu konsil, ikona kültünü Hristiyanlığın temel inançlarına aykırı bularak “putperestlik” olarak mahkûm etmiş ve ikona yapan veya onlara hürmet gösteren herkesi aforoz etmişti. Katılımcı sayısı, Hieria’yı soyut bir “rakip konsil” olmaktan çıkarıp, İkinci İznik’in çürütme görevini çok daha anıtsal hale getiren zorlu bir kurum haline getiriyordu.

Bu nedenle, İkinci İznik Konsili’nin temel amaçlarından biri, Hieria Konsili’nin kararlarını “satır satır çürütmek” ve onun ekümenik (yani evrensel) statüsünü reddetmekti. İznik’teki oturumların önemli bir kısmı, Hieria Konsili’nin kararnamesinin okunmasına ve her bir iddiasının teolojik ve tarihsel kanıtlarla çürütülmesine ayrıldı. Bu durum, Hristiyanlıkta nihai doktrin otoritesinin kimde olduğu konusunda doğrudan bir çatışmaydı. Her iki taraf da evrensel geçerliliği olan bir “ortodoksluk” tanımı yapma iddiasındaydı.


Sadece Sanat Değil, Gerçekliğin Savunusu: İkonaların Arkasındaki Derin Teoloji

İkinci İznik Konsili’ndeki ikona savunucuları için bu mesele, sadece sanatsal bir tercih veya bir gelenek değil, Hristiyan inancının merkezindeki bir doktrinin savunulmasıydı: Enkarnasyon (Tanrı’nın Oğlu’nun İsa’da ete kemiğe bürünmesi).

İkonofillerin temel argümanı şuydu: Görünmez olan Tanrı, İsa Mesih’te insan formunda görünür hâle geldi. Eğer Tanrı kendini insan olarak göstermeyi seçtiyse, O’nun bu insan formunda tasvir edilmesi sadece meşru değil, aynı zamanda bu ilahi eylemin bir teyidi ve ilanı için gerekliydi. Bu mantığa göre, Mesih’in tasvir edilmesini reddetmek, O’nun gerçek insanlığını ve dolayısıyla Enkarnasyon’un gerçekliğini tehlikeye atmak anlamına geliyordu.

Konsilin resmî kararnamesi bu teolojik bağlantıyı ve zaferin kapsamını açıkça ortaya koyar:

Özetle, bize emanet edilen yazılı ve yazılı olmayan tüm kilise geleneklerini hiçbir yenilik olmaksızın savunduğumuzu beyan ederiz. Bunlardan biri de temsili sanatın üretimidir; bu, İncil’in yayılışının tarihiyle oldukça uyumludur, zira Tanrı Sözü’nün insan olmasının hayali değil, gerçek olduğunun bir teyidini sağlar ve bize benzer bir fayda getirir… [Bizler] tam bir kesinlik ve doğrulukla tanımlarız ki, nasıl değerli ve hayat veren Haç figürü varsa, aynı şekilde saygıdeğer ve kutsal imgeler de… Tanrı’nın kutsal kiliselerinde, kutsal kaplar ve giysiler üzerinde, duvar halılarında ve resimlerde, hem evlerde hem de yol kenarlarında sergilenmelidir.

Bu argüman, ikona kültünü basit bir halk dindarlığı olmaktan çıkarıp, Hristiyanlığın en temel inançlarından birinin görsel bir ifadesi hâline getirerek teolojik olarak sağlam bir zemine oturttu.


Kırılgan Bir Zafer: Karar Hemen Kalıcı Olmadı

İkinci İznik Konsili’nin ikona kültünü yeniden tesis etmesi, tartışmayı kalıcı olarak sona erdirmedi. Konsilin zaferi oldukça kırılgandı ve kararları hemen evrensel olarak kabul görmedi.

İmparatoriçe İrini’nin 802’de bir darbeyle devrilmesinden sonra, ikonoklazm Bizans’ta yeniden canlandı. 815 yılında İmparator V. Leo’nun önderliğinde ikonoklazmın ikinci bir dönemi başladı ve İkinci İznik Konsili’nin otoritesi yaklaşık otuz yıl boyunca Bizans’ta bir kez daha askıya alındı. Bu dönemde ikonalar tekrar kaldırıldı ve ikonofiller yeniden baskı altına alındı.

İkona kültünün kalıcı zaferi, konsilden tam 56 yıl sonra, 843 yılında gerçekleşti. Bu olay, her yıl Ortodoks Kiliseleri tarafından Lent’in ilk Pazar günü “Ortodoksluğun Zaferi” olarak kutlanmaktadır. Tıpkı İrini gibi, bu nihai restorasyon da başka bir imparatoriçe olan Theodora’nın, küçük yaştaki oğlu için naiplik yaptığı dönemde sağlandı. Bu, tarihsel olayların nadiren net ve kesin olduğunu gösterir. Tıpkı ikonaların restorasyonunun bir imparatoriçe olan İrini’nin acımasız siyasi iradesini gerektirmesi gibi, nihai ve kalıcı zaferi de başka bir imparatoriçe olan Theodora’nın otoritesine bağlıydı. Bu durum, Bizans’taki doktrinsel istikrarın defalarca kadın naiplerin elindeki güce nasıl dayandığını göstermektedir.


Sonuç

Görüldüğü gibi, İkinci İznik Konsili, dinî sanat üzerine yapılmış basit bir tartışmadan çok daha fazlasıydı. Bu olay, acımasız iktidar mücadelelerinin, kültürel yanlış anlamaların, derin teolojik sorgulamaların ve imparatorluk siyasetinin iç içe geçtiği karmaşık bir kesişim noktasıydı. Bir ikonanın duvarda asılı durup duramayacağı sorusu, bir imparatoriçenin kendi oğlunu feda etmesine, Doğu ve Batı kiliselerinin ayrışmasına ve Hristiyan inancının en temel ilkelerinin yeniden tanımlanmasına yol açtı. Bu durum bize şu soruyu hatırlatıyor: Tarih boyunca siyaset teolojiyi ne kadar şekillendirdi ve teoloji siyaseti ne kadar yönlendirdi?


Benzer yazılar:


Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

Trending

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading