Spread the love

Küçükçekmece kıyısında yıllardır hareketsiz duran kör bir remorkörün sessizliğini, gurbet duygusunu, insanın içsel yolculuğunu ve doğanın terk edilmiş mekânları nasıl dönüştürdüğünü anlatan şiirsel ve felsefi bir deneme.

Küçükçekmece’de Kör Bir Remorkörün Uzun Sessizliği

1.

Küçükçekmece Gölü’nün kıyısında, rüzgârın yönünü sık sık değiştirdiği o tuhaf yarı sessizlikte yıllardır kımıldamadan duran kör bir remorkör var. Ne tam göle ait, ne de denize. Ne tatlı suyun masumiyetine güveniyor, ne de tuzlu suyun acı gerçekliğine teslim oluyor. Sanki iki dünyanın arasında sıkışmış bir nefes gibi, varlığını sürdürmek için sadece bekliyor.

Bu bekleyiş, insanın içindeki en derin gurbet duygusuna benziyor. Bir yere ait olamamanın değil, bir yere ait olmayı unutmanın hüznü. Çünkü bazen insan, tıpkı bu remorkör gibi, hareket etmek için yaratıldığını bilir; ama bir gün gelir, içindeki motor susar, pusulası karanlıkta kalır ve zaman, bir çamur tabakası gibi ağır ağır üzerine çöker.

2.

Remorkörün gövdesi, yıllar boyunca rüzgârın taşıdığı ince kumlarla kaplanmış. Rüzgâr, sanki ona bir kefen örüyor. Gövdenin metalinde, eski bir işçinin eliyle çizilmiş gibi duran pas izleri var. Bu izler, bir zamanlar hareket eden, yük çeken, bağıran, çalışan bir makinenin damarları gibi. Şimdi ise sadece sessiz bir harita: unutulmuş bir emeğin, yarım kalmış bir yolculuğun, geri dönemeyen bir arzunun haritası.

Camları çoktan kırılmış. İçeride su kuşlarının kurduğu yuvalar var. Kuşlar, insanın bıraktığı boşluğu hiç tereddüt etmeden doldurmuş. Teknolojinin çekildiği yerde doğa, her zaman olduğu gibi sessizce yerini almış. Bu görüntü, insanın içini hem acıtan hem de tuhaf bir şekilde rahatlatan bir manzara. Çünkü her terk ediş, bir başka varoluşa kapı açıyor. Her çöküş, başka bir nefese yer açıyor.

3.

Bacasından yükselen o ince sis, artık bir duman değil. Bir zamanlar motorun içinden fışkıran sıcaklığın değil, gölün sabah soğuğunun armağanı. Sis, bacanın etrafında bir hayalet gibi dolaşıyor. Sanki makine, son nefesini yıllar önce vermiş ama ruhu hâlâ orada, göl ile deniz arasındaki bu geçiş bölgesinde dolaşıyor.

Bu sis, insanın kendi içindeki sisle aynı. Bazen insan da kendi içindeki yönleri kaybeder. İçindeki motorun sesini duyamaz olur. Bir zamanlar onu ileri taşıyan arzular, hedefler, tutkular birdenbire susar. Ve insan, tıpkı bu remorkör gibi, bir kıyıya sıkışır. Ne geri dönebilir, ne de ileri gidebilir. Sadece bekler. Bekleyiş, bazen hareketten daha ağırdır.

4.

Küçükçekmece’nin rüzgârı, bu bekleyişi daha da derinleştiriyor. Rüzgâr, remorkörün gövdesine çarptığında metalden çıkan o hafif uğultu, insanın içindeki eski bir anıyı uyandırıyor. Sanki bir zamanlar duyulan bir ses, bir çağrı, bir yolculuk daveti yeniden yankılanıyor. Ama bu yankı artık bir hatırlatma değil; bir ağıt.

Rüzgârın taşıdığı yosun kokusu, gölün tuzla karışan nefesi, sazlıkların arasında saklanan küçük dalgaların fısıltısı… Hepsi bir araya geldiğinde remorkörün etrafında görünmez bir hikâye örüyor. Bu hikâye, insanın kendi içindeki kırılganlıkla aynı ritimde ilerliyor. Çünkü insan, çoğu zaman kendi içindeki gölü ve denizi aynı anda taşır. Tatlı su ile tuzlu suyun karıştığı o belirsiz bölgede yaşar. Ne tamamen masumdur, ne tamamen acı. Ne tamamen sakin, ne tamamen fırtınalı.

5.

Remorkörün körlüğü, aslında bir tür bilgelik. Gözleri yok ama hafızası var. Yıllar boyunca taşıdığı yükleri, çektiği gemileri, duyduğu sesleri, gördüğü limanları unutmamış gibi. Ama artık hiçbirini hatırlatacak bir hareketi yok. Hafıza, hareketsiz kaldığında ağırlaşır. İnsan da böyle değil mi? Hatırladıkça ağırlaşır, unuttukça hafifler. Ama bazı anılar vardır ki ne unutulabilir ne de taşınabilir. İşte remorkörün gövdesindeki pas izleri, tam olarak bu tür anıların izleri gibi.

Sazlıklar, remorkörün etrafını sararken ona bir tür sığınak sunuyor. Sazlıklar, insanın içindeki sessizliğin bitkisel hâli gibi. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta önemsiz görünen bu bitkiler, aslında remorkörü koruyor. Dalgaların sertliğini yumuşatıyor, rüzgârın hızını kırıyor, gölün karanlık suyunu biraz olsun saklıyor. Sazlıklar, remorkörün son dostu gibi. İnsan da bazen en büyük sığınağını en sessiz yerlerde bulur. Gürültülü şehirlerde değil, içindeki küçük, kimsenin bilmediği bir kıyıda.

6.

Gölün yüzeyinde zaman zaman beliren küçük dalgalar, remorkörün gövdesine hafifçe vuruyor. Bu vuruşlar bir kalp atışı gibi. Sanki remorkör hâlâ yaşıyor. Sanki içindeki motor, çok derinlerde bir yerde hâlâ sıcaklığını koruyor. Ama bu sıcaklık artık bir hareketin değil, bir hatıranın sıcaklığı. İnsan da bazen böyle yaşar: hareket etmeden, sadece hatıraların sıcaklığıyla.

Küçükçekmece’nin akşamları, remorkörü daha da görünmez kılıyor. Güneş batarken gölün yüzeyi bakır rengine bürünüyor. Bu renk, remorkörün pasıyla birleşince sanki zamanın kendisi gövdeye işliyor. Akşamın ışığı, remorkörü bir anlığına yeniden hayata döndürür gibi oluyor. Ama bu sadece bir yanılsama. Çünkü bazı şeyler sadece ışığın oyunuyla canlanır; gerçekte çoktan susmuştur.

7.

Remorkörün hikâyesi, aslında insanın kendi hikâyesiyle iç içe. Çünkü her insan bir gün mutlaka kendi içindeki kör noktaya ulaşır. Bir gün mutlaka kendi içindeki remorkörü bulur. Ve o remorkör ona şunu fısıldar: “Hareket etmek kadar durmak da bir yolculuktur.”

İnsan, durmanın da bir anlamı olduğunu ancak durduğunda anlar. Tıpkı remorkör gibi, bazen en büyük dönüşüm en büyük sessizlikte gerçekleşir. Çünkü sessizlik, insanın kendi içindeki derinliği duymasını sağlar. Rüzgârın yönünü değiştirdiği o anlarda insan kendi yönünü yeniden bulur.

Küçükçekmece’nin kıyısında duran bu kör remorkör, bir çöküşün değil, bir dönüşümün sembolü. Hareket etmeyen bir makinenin değil, kendi içindeki yolculuğu tamamlamış bir ruhun sembolü. Çünkü bazen yolculuk bir yere varmakla değil, bir yerde kalmakla tamamlanır.

Ve belki de remorkörün en büyük sırrı şudur: Gurbet, bazen insanın kendi içindedir. Ve insan, kendi içindeki gurbeti kabul ettiğinde artık hiçbir yere ait olmamanın değil, her yere ait olmanın huzurunu bulur.


Benzer yazılar:


Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

Trending

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Discover more from LIBER SINE BIBLIOTHECA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading